logo

Şekersiz üç ay: Bir bilen anlatıyor

Şekersiz üç ay

Duymayan, bilmeyen kalmadı, evet: Şeker, zehirden farksız! Diyelim ki çaydan kahveden şekeri kestik, tatlıyı azalttık, şeker deposu kutu içecekleri zinhar evimize sokmadık. Peki yeterli mi? Hayır; şeker, hele de işlenmişi, ekmeğinden makarnasına, pilavından meyve suyuna elinizi attığınız her yerde! ‘Beyaz zehri’ hayatınızdan tamamen çıkarmak nasıl bir deneyim olurdu peki? Üç ay boyunca şekersiz yaşamayı deneyimleyen Mehmet İren yazdı…

Bütün olay Damen Gameau isimli zatın ‘That Sugar Film’ isimli eserini izlememizle başladı. Filmi uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Gameau, Huffington Post’undan Guardian’ına her yerde mantar gibi türeyen “Şu kadar gün şeker yemezseniz vücudunuzda ne olur biliyor musunuz?” akımının erken kalkıp, yol alanlarından. Kendisi bu yola şu anda eşi olan ve bu işlere meraklı olan hanımı tavlamak için girmiş, kraldan çok kralcı olarak işin filmini çekmeye kadar gelmiş.
Bize 1.5 saat boyunca işlenmiş şekeri kesersek enerji seviyemizin ne kadar artacağını, efendime söyleyeyim ‘mod’umuzun yükseleceğini, dünyanın en bir süper insanı olacağımızı anlattı durdu. Arada “Bu Amerikalılık olacak iş değil, bir kere bırak şekeri mekeri bir oturuşta o kadar yemek yenir mi arkadaş” ve “La bu Aborjinler size ne etti” gibi soruları da sorduk ama şimdi oraya hiç girmeyelim.
Neticede ben ki kutu içecek falan pek içmem yine de “Şu gofrette 14 küp şeker var, bir kaşık barbekü sosta 4 küp şeker var” diye uzun uzun anlatılınca, “Ben at mıyım kardeşim ne diye küp küp şeker yiyorum” diye isyan ettim. İşin diğer kısmında da tam ikna olmadığımız iddialar öne sürüldü. Ortadaki diyet fırsatını da gördük, Gameau’ya “Hodri meydan” diyerek bir deneyelim dedik…

şeker

Biraz körlemesine girmişiz. Önce başlayıp sonra “İyi de biz ne yiyeceğiz şimdi” diye düşünmeye başladık.
İlk haftanın şöyle saçmalıkları oluyor:

– İşlenmiş şeker yemiyorsunuz tamam da ayarsızca meyve ve kuruyemiş yiyorsunuz. At olmaktan kurtuldum fakat dev sincap gibi bir şey oldum bu sefer de.
– Etiket okuma alışkanlığı geliyor. Sonra kaldı bu iyi de oldu.

– Mutfak masrafı uçuyor. Böyle bir rezalet olamaz. Sokakta hızlıca yenilebilecek her şeyde neredeyse eklenmiş şeker var. Hepsi yalan oluyor. Evde yemek yapmak da çantanda yiyecek bir şeyler bulundurmak da şart. İlgili blog’lar da sürekli avokadolu kinoa salatası gibi şeyler öneriyor. Buralarda “Antin kuntin beslenme zengin işi” sonucuna varıp pes etmek çok mümkün.

– Ekmek işini bir hafta boyunca kafamız basmadı. Bir girdiğimiz blog “Tam buğday vs yenebilir” diyor, diğeri “Muzdan ekmek yap en temizi” deyip işin içinden çıkıyor. “Bir hafta dayandık sistemi cahillikten kazara bozmayalım” diye düşündüğümüzden ilk haftamız ister istemez paleo diyetine bağlandı. Neyse sonuçta hip fırınımızdan yiyebileceğimiz ekmek modelini bulduk aldık. Uzun da dayanıyor.

– “Meyvede de şeker var, bal yanlış” gibi noktalardan hareketle onları da hiç yemeyenler var ama biz filmdeki abi ve bazı ‘şekersiz’ blog’ları referans aldık. İşlenmemiş, doğal şekeri serbest bıraktık. Tatlı krizi geldiğinde (ki bu da gerçekten sigara gibi arada bir anlamsızca geliyor ilk hafta) muz, nar, bal, badem, çiğ kakao gibi karışımlarla işi çözdük.

– “Bir süre sonra canın hiç tatlı istemiyor” önermesi doğru. Gerçekten bir yerden sonra çok rahat oluyor. Üç ay sonra baklavaya girdim. Ben bu tepsinin yarısını yerim herhalde diye başladım. bir tane attım “Bu muymuş ya” dedim. Reseptör mü şey oluyorsa artık ne oluyorsa şeker güzel gelmemeye veya işte lüzumsuz tatlı başlıyor.

kek

Kimisi “Tam buğday vs yenebilir” diyor, diğeri “Muzdan ekmek yap en temizi” deyip işin içinden çıkıyor.
İkinci haftadan sonra işler rayına oturdu. Neyi nereden alacağımızı bulduk. Yemek listemiz hem çeşitlendi hem de insan bütçesine göre ayarlandı. “Dışarıdan komik mi görünüyoruz” kaygılarını atıp, metrobüse yulaflı şunlu bunlu kavanozlarımızı kaşıklayarak binebilir olduk (ki gerildiğimiz kadar da yokmuş toplu taşıma bir can pazarı kimsenin kimseyi umursayacak durumu yok.)

şeker kavanoz

Bende sıkıntı yaratmaya devam eden konular şunlar oldu:
– İstemediğiniz ot burnunuzun dibinde bitermiş. Durup durup önünüze tatlı koyuyorlar. Üç ayda 4 kere Antep’ten baklava getirip önüme koydular. Yemedim…
– Meyveli irmik yapayım diye markete gittim. Bir heyecanla bütün malzemeleri topladım. İrmiğin etiketine bakmayı ancak eve gelince akıl ettim. İçinde şeker olduğunu görünce yaşadığım acıyı anlatamam. Kendime bu kadar sinirlendiğim azdır. Anlatırken bile sinirleniyorum. Baksana şunun arkasın baştan.
– İçki de yasak. Yine esnek’ blogger’lar ‘saf’ likörlere izin veriyor (insanız en nihayet.) Ama biz yapmışken tam yapalım diye içmemeye de gayret ettik. Sosyal ortamlarda elinde sodayla geziyorsun biraz saçma oluyor.
– Tatlı ikramını reddedince halkımız kırılıyor. Düzenli gittiğim yerlerde, yine düzenli olarak tatlıya “almayayım” demek ısrar edilmesine sebep olduğundan yalan söylemeye başladım “Şeker var bende diye.” Söyleye söyleye kendimi mi ikna ettim ne olduysa sonunda kendimi internette diyabetle ilgili sitelerde gezerken buldum. “Sen şeker hastası değilsin” diye kendimi çekip konuşmam gerekti.
– Sokakta acıkmak büyük dert. Paşabahçe Stadı’nda herkes köfte ekmek yerken çantamdan muz çıkarmayı o ortamda gözüm kesmediğimden dört paket çekirdek çitledim. Maçtan çıktığımda Angelina Jolie dudaklarına sahiptim.
– Çay ve kahvede şekersize geçtim. “Çayın tadı daha güzel olacak” diyordu herkes, Hâlâ da diyorlar. Öyle bir şey olmadı. Kahveye şekersiz alıştım. Çayda o noktaya gelemedik. Kahve içmemek için çay içiyorum anca durumum o. Ama bir Japonluk geldi bitki çayı çok içiyorum mesela.
Final tespitleriyse şu şekilde:
– Hiç niyetim olmamasına rağmen 4 kilo verdim.
– Karnımda şişlik oluyor gibi soyut bir şikâyetim vardı. Geçti.
– O anlattıkları modun değişiyor enerjin uçuyor kısmı yok. En azından bende hiç öyle bir şey olmadı. Aynı kalitede depresebildim rahat rahat.
– Uyku meselesinden emin değilim.
– Cildimin parladığını, yaşlanma sürecini durdurup bomba gibi olduğumu sanmıyorum.
– Ama son toplamda abur cubur, market zırvası yememek insana her türlü iyi hissettiriyor.

– İçine şeker atılmış zeytinyağlıyı falan direkt yakalıyorsunuz.

makarna

TATLI DEĞİL AMA MAKARNA AŞERDİK
Tabii en nihayetinde beyaz yakalı bir insanım. Üstelik plazam da “Batının çalışma ortamını alalım” diyenlerden değil. Açık mutfağımızda yığılı meyveler, geniş sağlıklı beslenme seçenekleri, çalışma alanımızın etrafında tartan pist, pinpon masası gibi tesislerimiz yok. Dolayısıyla yemekhanede çorba içerken içine katılan unu da içiyorum. Bu bağlamda yüzde 100 bir ‘sugar-free’ diyetini tüm çabama rağmen yakalayamamış olabilirim. Bu şartlarda bu kadar oluyor yapacak bir şey yok.
Üç ayın sonu için de güzel programlarımız vardı. Tatlı falan değil en çok makarna aşerdik. Planımız da süremiz dolduğunda kendimizi hamur işine vermekti. Maalesef denk gelmedi. Kendi finalimi yemekhanede bana uyan hiçbir şey bulamayıp mecburen mantı yiyerek yaptım. İyi de bir mantı değildi. Ama üç ay sonra hamuru şekeri bünyeye basmanın etkisini anında hissediyorsunuz. Anında bir ağırlık ve uyku çöktü, üstüne de bildiğiniz keyfim kaçtı. Mantı ‘bad trip’i diye bir şey varmış.
Şimdi geldiğimiz noktada pilavda da şeker var yemeyeyim veya tatlı gördüm kaçayım yapmıyorum ama marketten çikolata gofret veya paketli ne varsa işte onlar geri gelmedi. Tatlı yiyeceğim zaman “Gider tatlı gibi tatlı yerim, kralına yol vermişim soytarısıyla uğraşamam” diyorum. Eve de paketli, şekerli, fruktozlu bilmemneli ürün hiç almıyoruz.

Kaynak:Radikal

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ

2+5 = ?