logo


Menderes ‘Geçmiş olsun’ deseydi ihtilal olmazdı

27 Mayıs İhtilali’nin 59. yıldönümünde 27 Mayıs’ı, öncesini ve 27 Mayıs sürecinden alınması gereken dersleri Kurucu Meclis üyesi Dr. Alev Coşkun’la konuştuk. O sürecin yakın ve canlı tanığı olan Coşkun’un anlattığı olaylar, günümüz siyasetçilerine yol gösterici nitelikte.

Sayın Coşkun, 27 Mayıs’ın öncesine yakından tanık oldunuz. 27 Mayıs sonrasında da Kurucu Meclis’te aktif görev aldınız. 27 Mayıs 1960’ı iyi tahlil edebilmek için öncesine bakmak gerekir değil mi?

Evet. Bunun için de önce Demokrat Parti’nin ne olduğuna bakmamız lazım. DP, çok partili siyasal sistemimizde, 1946 yılında kurulan, halka dayalı güçlü bir siyasi partidir. Unutulmamalıdır ki DP, demokrasi ve hukuk çerçevesinde yapılmış olan 1950 seçimini kazanmıştır. O günkü siyasal iktidar ve Cumhurbaşkanı İnönü, iktidarı hiçbir sıkıntıya yer vermeden Demokrat Parti’ye devretmiştir. Bu aşamada 1950 seçimlerinde geçerli olan seçim sisteminden de söz etmek gerekir. Çünkü kullanılan yöntem, çoğunluk sistemine dayalıdır. Her il bir seçim bölgesi sayılmaktaydı ve o ildeki oyların çoğunluğunu alan parti, ilin bütün milletvekilliklerini kazanmaktaydı. Örneğin 1950 seçiminde DP, oyların yüzde 55.2’sini alarak Mecliste 416 sandalye elde ederken, CHP yüzde 39.6 oy almasına rağmen sadece 69 milletvekili çıkarabilmiştir. Aradaki oy farkı yüzde 15 olmasına rağmen sandalye sayısı arasındaki fark 347’dir. Bu sistem, seçimde adalet ve eşitlik ilkesini zedeliyordu. 1950 seçim sonuçları bu sebeple DP’yi aldığı oydan daha güçlü gösteriyordu.

Demokrat Parti’nin olaylara karşı yaklaşımı hep aynı mıydı? Yoksa zaman içinde değişkenlik mi gösterdi?

DP’nin siyasi hayatını özellikle üç aşamaya ayırabiliriz. 1950-1954 arası parlak dönem. Bu dönemde Marshall yardımı gibi oluşumların da etkisiyle ekonomi daha iyi bir gösterge çiziyordu. 1954-1957 yılları arasında, 1954 seçimlerinde oyunu artırmasına rağmen duraklama dönemine giren bir DP görmekteyiz. 1957 yılında yaşanan kırılmanın da etkisi ile 1957-1960 arasını da gerileme dönemi kabul edebiliriz.

Bahsettiğiniz kırılma noktasının merkezinde 1957 seçimleri olmalı…

1957 seçimleri bir dönüm noktasıdır. 27 Ekim 1957 seçim sonuçları, artık DP için düşüş gösteriyordu. DP yüzde 47.2, CHP yüzde 40.82, HP yüzde 3.82, CMP yüzde 7.19 oy almıştı. Muhalefet partilerinin toplam oyu, DP oylarını aşıyordu. Menderes, “Allah bir daha bana 1957 seçim gecesini göstermesin” demişti. Seçim sonuçlarının ilanından sonra halk seçimlerin adil yapılmadığını öne sürerek Gaziantep, Giresun, Kayseri, Çanakkale ve Samsun’da gösteriler yaptı. Gaziantep’te seçimi CHP’nin kazandığı ilan edildi. Bir gün sonra, yanlış oldu denilerek yeniden sayım yapıldı. Bu kez DP’nin kazandığı ilan edildi. Gaziantep’te bu duruma itiraz eden binlerce vatandaşın üzerine itfaiye su sıktı.

Polis aşırı baskı yaptı. Halk, seçim kurulunun bulunduğu binaya gidip protesto gösterisi yaptı. CHP’nin Gaziantep milletvekili adayları gazeteci Ali İhsan Göğüş ve Mehmet Barlas’ın babası Cemil Sait Barlas tutuklanarak cezaevine konuldu. 1957 seçiminden sonra DP, özgürlükleri kısma yolunda Meclis’ten kararlar çıkardı. Meclis İç tüzüğü değiştirilerek milletvekillerinin konuşma hakları kısıtlandı. Bunun dışında, basın özgürlüğü kısıtlandı, Yargıtay üyelerinin daha önceden tanınmış olan hakları ellerinden alındı. İktidar tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden emekli edilmelerini öngören yasa çıktı. Kamu yöneticilerine baskı arttı, yasaklar konuldu. 1957’de artan bu olaylar 1959 yılıyla geri dönüşü olmayan bir yola girdi.

HABERİN DEVAMI…


Share
#

SEN DE YORUM YAZ

2+8 = ?