logo


Erdoğan: Dinamik reform süreciyle demokrasimizi güçlendireceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Demokrasiyi ve onun kurucu unsuru olarak siyaseti mesnetsiz saldırılarla yaralamaya çalışmak, en başta yargı kurumuna saygısızlıktır. Bunun en güncel örneği de idare içerisinde kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri olan bir takım baroların adli yıl açılışını, sırf mekânından dolayı provoke etmeleridir. Yargıtay ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) başkanlarımızı, bu bağnaz ve provokatif dayatmalara karşı gösterdikleri dirayetli ve demokratik duruş sebebiyle tebrik ediyorum” dedi. Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde devam ettireceğimiz dinamik reform süreciyle, inşallah demokrasimizi güçlendirecek, milli iradenin üstünlüğünü inşallah daha da pekiştireceğiz” diye konuştu.

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 2019-2020 Adli Yıl Açılış törenine; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan ve Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile çok sayıda davetli katıldı. 55 baro başkanı törene katılmazken, 24 baro başkanı salonda yer aldı.

‘DUYARSIZ KALAN ÇARPIK ANLAYIŞ EN BÜYÜK SORUNDUR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende yaptığı konuşmasında, kanunun, hukukun ve adaletin birbirinden farklı olduğunu vurgulayarak, daima adaletin peşinden koşulması gerektiğini kaydetti. Erdoğan, yakın coğrafya başta olmak üzere, dünyanın pek çok yerinden zulüm altında inleyen insanların feryatlarının arşı inlettiğini söyleyerek, “Dünya sistemi, refah ve lüks içinde yaşayan, daha da önemlisi bu hayat tarzını korumayı her şeyin üzerinde tutan bir kesimin cenderesi altındadır. Karşımızda, kendi konforu için dünyanın kalanının ekonomik kaynaklarını sömüren, zenginliklerini iç eden, kendi özgürlüğünü koruma adına dünyanın kalanını gözyaşına ve ateşe boğmaktan çekinmeyen bir anlayış bulunuyor. Üstelik bu zalimliklerin, demokrasi, insan hakları, terörle mücadele, hukuk, kanun ve hatta adalet adına yapılıyor olması, zulmün ağırlığını daha da artırıyor. Refahlarına ve özgürlüklerine yönelik her saldırıyı terör olarak niteleyen, ama diğer toplumların en temel insani taleplerine karşı duyarsız kalan çarpık anlayış, bize göre dünyanın şu andaki en büyük sorunudur” dedi.

‘DÜNYADA DEĞİŞMEZ KUVVETLER AYRILIĞI UYGULAMASINDAN BAHSEDİLEMEZ’

Devletlerin yönetim sistemlerinin de zaman içinde gelişip dönüştüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye toplumunun ve yönetim yapısının da son 200 yıldır dünyadaki gelişmeleri yakından takip ettiğini ifade etti. Yasama, yürütme ve yargının kendi içinde bağımsız çalışması üzerine kurulu kuvvetler ayrılığının bu sürecin ederi olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kuvvetler ayrılığı prensibi, demokrasinin ve cumhuriyetin temelidir. Her toplum ve devlet, kuvvetler ayrılığı ilkesini, kendi serencamına uygun şekilde hayata geçirmektedir. Dolayısıyla, dünyada tek ve değişmez bir kuvvetler ayrılığı, demokrasi, cumhuriyet, hukuk devleti uygulamasından bahsedilemez. Esasen böyle bir yaklaşım hayatın olağan akışına uygun da değildir” diye konuştu.

‘KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNE AYKIRI BİR DURUM OLARAK ANLAŞILMAMAKTADIR’

Amerika Birleşik Devletleri’nde seçimle gelen Başkan Yardımcısının, aynı zamanda Senato’nun ve Kongre’nin de Başkanı olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Yine bu ülkede, Anayasa Mahkemesi’nin tüm üyeleri, Başkan tarafından atanmaktadır. Görüldüğü gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu durum, yürütmenin yasama organı üzerindeki tahakkümü, bir başka ifadeyle kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum olarak anlaşılmamaktadır. İngiltere’de Kraliçe, halkın iradesi olan halkoylaması sonuçlarının uygulanmasını sağlamak üzere, Başbakan’ın teklifi üzerine, parlamentoyu bir ay süreyle askıya aldı. İngiliz demokrasisi, halkoylaması sonuçlarını hayata geçirmek üzere kendi içinde kuvvetler ayrılığı ilkesini bu şekilde yorumlayarak, tıkanan sistemi açma yoluna gitti.”

‘ÜSTÜNLÜK ARANACAKSA BU MİLLİ EGEMENLİĞİN ÜSTÜNLÜĞÜ OLABİLİR’

“Türkiye, darbelerden vesayete kadar pek çok sıkıntılı süreç yaşamış olsa da; halkın iradesini en üstte tutan kuvvetler ayrılığı fikrine ve bunun üzerine bina ettiği demokrasi anlayışına hep bağlı kalmıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Haziran 2018’de hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha belirgin ve keskin bir şekilde işletilmesine dayalı olduğunu söyledi. Anayasanın amir hükümleri gereğince, Cumhurbaşkanı’nın sadece yürütmenin değil aynı zamanda devletin de başı olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milletinin birliğini, beraberliğini, tüm kurumlarıyla etkin şekilde işlemesini temin, Cumhurbaşkanının en öncelikli görevidir. Anayasamızın lafzında ve ruhunda açıkça yer alan bu yaklaşımı, kuvvetler ayrılığı için bir tehdit değil, tam tersine birleştirici bir güç olarak görüyoruz. Yasamanın, yürütmenin ve yargının kendi içlerinde bağımsız bir şekilde çalışması, hepsinin de, Anayasada Cumhurbaşkanına verilen ‘devletin başı’ misyonu etrafında birlikte hareket etmelerine mani değildir. Devlete ait yetki ve görevlerin, herhangi bir üstünlük sıralaması olmadan kullanılması olan kuvvetler ayrılığı prensinin, denge yerine çatışma anlayışıyla yorumlanması, ülkeye ve millete fayda değil zarar getirir. Çünkü kuvvetlerin kendi içlerindeki faaliyetlerini yürütürken sahip oldukları bağımsızlık, başlı başına bir egemenlik hakkı değildir. Devlet sisteminde illa bir üstünlük aranacaksa, bu ancak Anayasanın ve orada tezahür eden milli egemenliğin üstünlüğü olabilir. Milli egemenliği, yasama ve yürütme kurumları demokratik seçimlerle doğrudan milletten aldıkları güçle kullanır. Yargı ise Anayasa’yı ve kanunları yapan yasama organından aldığı yetkiyle görevini yürütür. Kuvvetler ayrılığı sistemindeki yargı bağımsızlığı, bu erkin kendisine yargı yetkisi veren hukuk kurallarını eksiksiz bir şekilde uygulaması sorumluluğu ve gücünden kaynaklanır. Hâkimler Savcılar Kurulu üyelerinin Meclis ve yürütme tarafından seçilmesi de aynı mantığa dayanıyor.”

‘CUMHURBAŞKANINA SALDIRMAK DOĞRUDAN SİYASAL ALANI HEDEF ALMAKTIR’

Cumhurbaşkanına kuvvetler ayrılığı konusunda yöneltilen ithamların çoğunun temelsiz olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizdeki demokratik sistemde Cumhurbaşkanına açılan alan, üstünlük bağlamında değil, tüm kurumların ahenk içinde çalışmasını gözetme noktasındadır. Yargı üzerinden, milletten ve hukuktan aldığı yetkiyle görevini yapan yürütme erki ile onun temsilcisi olan Cumhurbaşkanına saldırmak, aslında doğrudan siyasal alanı hedef almaktır. Kuvvetler ayrımındaki yerinin ötesinde, tamamen ideolojik ve bağnaz bir tahayyülle yargı bağımsızlığı sözünü gündemde tutanlar, en çok demokrasiye, cumhuriyete, milli iradeye zarar veriyor” şeklinde konuştu.

TBB VE YARGITAY’A TEŞEKKÜR

Son yapılan Anayasa değişikliğiyle ile yargı bağımsızlığı kavrama, yargının tarafsızlığı ilkesinin de eklendiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Buna rağmen, demokrasiyi ve onun kurucu unsuru olarak siyaseti mesnetsiz saldırılarla yaralamaya çalışmak, en başta yargı kurumuna saygısızlıktır. Bunun en güncel örneği de, idare içerisinde kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri olan bir takım baroların Adli Yıl açılışını, sırf mekânından dolayı provoke etmeleridir. Bu mekân, şahsıma ait değil. Bu mekân her zaman söylediğim gibi milletin evi ve devletin tüm kurumları bu mekânı rahatlıkla kullanmak hakkına sahiptir. Üstelik bu meslek teşekküllerinin seçim yöntemlerinin ‘çoğulcu demokrasiyle’ bağdaşmadığı kabul edilen bir gerçek olduğu halde böyle bir tartışma yaşanıyor. Hâlbuki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, bu gazi mekân, konferans salonu, sergi salonu, camisi, 15 Temmuz anıtı, tamamlanmak üzere olan kütüphanesi ve inşası süren müzesiyle, milletimizin, dolayısıyla da tüm kurumlarımızın evidir. Önümüzdeki dönemde ilk çözmemiz gereken meselelerden birinin, barolar başta olmak üzere tüm meslek teşekküllerinin seçim yöntemlerinin temsili demokrasiye uygun hale getirilmesi olduğuna inanıyorum. Yargıtay ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlarımızı, bu bağnaz ve provokatif dayatmalara karşı gösterdikleri dirayetli ve demokratik duruş sebebiyle tebrik ediyorum. Yargı kurumunun nefasetine zarar veren, ülkemizdeki avukatların kahir ekseriyetinin hissiyatını ve tercihini de temsil etmediğine inandığım bu tür yanlışların ileride tekrarlanmayacağını umuyorum.”

‘İDARİ DÜZENLEMELER KONUSUNDAKİ HAZIRLIKLARIMIZ SON AŞAMASINA GELDİ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasiyi güçlendirmek, vatandaşların adalet beklentisine en yüksek cevabı vermek ve uluslararası alanda Türkiye’nin ‘hukuk devleti’ niteliğini tahkim etmek amacıyla yeni reform hazırlıkları içinde olduklarına dikkat çekerek, yaklaşık 3 ay önce duyurulan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ne atıfta bulundu. Erdoğan, “Tutukluluktan ifade özgürlüğüne, savunma hakkından adalete erişime kadar birçok alandaki reform vizyonumuzu, bu belgeyle ortaya koyduk. ‘Güven veren ve erişilebilir bir adalet’ anlayışıyla oluşturduğumuz yargı reformu strateji belgemizin, hukuk camiasında ve kamuoyunda memnuniyetle karşılandığını görüyoruz. Reform belgesindeki hedeflerimizi hayata geçirmek için hem mevzuat değişikliği, hem de idari düzenlemeler konusundaki hazırlıklarımız son aşamasına geldi. Tabii asıl önemli olan uygulamadır. Ülkemizde kağıt üzerinde mükemmel duran nice düzenlemenin uygulamadaki çarpıklıklar sebebiyle nasıl sıkıntılara ve adaletsizliklere yol açtığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için mevzuat değişiklikleri ve idari düzenlemeler kadar zihniyet değişimine de önem veriyoruz. Vatandaşlarımızın adalet sistemine duydukları güveni ancak bu şekilde arzu ettiğimiz seviyeye getirebileceğimize inanıyoruz” dedi.

‘REFORM SÜRECİYLE DEMOKRASİMİZİ GÜÇLENDİRECEĞİZ’

Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı ‘açıkça ayrımcı’ bir tutum içinde olduğunun altını çizen Erdoğan, “Biz bu reform belgesiyle aynı zamanda tam üyelik yükümlülüklerimize olan bağlılığımızı da göstermiş oluyoruz. Önümüzdeki dönemde devam ettireceğimiz dinamik reform süreciyle, inşallah demokrasimizi güçlendirecek, milli iradenin üstünlüğünü inşallah daha da pekiştireceğiz” diye konuştu.

‘MESLEK İÇİ EĞİTİMİ DE DAHA ETKİN HALE GETİRECEĞİZ’

Hak ve özgürlüklerin korunması, geliştirilmesi, güvence altına alınması için kapsamlı bir İnsan Hakları Eylem Planı hazırlandığını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Kaliteli insan kaynağı, her alan gibi, adalet sisteminin iyi bir şekilde işleyişinin de temel şartıdır. Hukuk eğitiminin niteliğinin yükseltilmesi, yargı reformu stratejimizin en önemli unsurlarından biridir. Hâkim ve savcı yardımcılıklarının ihdası, bu bakımdan gerçekten çığır açıcı bir yenilik olacaktır. Meslek öncesi ve meslek içi eğitimi de daha etkin hale getireceğiz. Bilirkişilik, yazı işleri hizmetleri, bilişim sistemi, tebligat, uzmanlaşma gibi yargı faaliyetlerinin destek unsurlarıyla ilgili reformları da ihmal etmiyoruz.”

‘RASYONEL BİR İŞLEYİŞİ TEMİN ETMEK ZORUNDAYIZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma hakkı ve avukatların yargı reformu stratejisinin en önemli başlıklarından biri olduğunu kaydederek, önümüzdeki dönemde avukatlık alanında sorun yaşanan pek çok uygulamanın değişeceğini belirtti. Adalet sistemini mümkün olduğunca sadeleştirerek görevsizlik ve yetkisizlik kararlarına yol açan problemlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Soruşturma, kovuşturma ve cezaların infazı aşamalarını kapsayan ceza adaletinde; adil, etkin, rasyonel bir işleyişi temin etmek zorundayız. Cumhuriyet savcılarının takdir yetkilerinin genişletilmesinden soruşturma aşamasının etkinleştirilmesine kadar, bu çerçevede pek çok yeniliği hayata geçireceğiz. Özellikle ekonomik hayata doğrudan etkisi olan hukuk yargılamalarında da, sade ve etkin bir işleyişi temin etmekte kararlıyız” değerlendirmesinde bulundu.(DHA)

Etiketler:
Share


#

SEN DE YORUM YAZ

10+9 = ?